19 Eylül 2011 · Fritz Fassbender · 2 yorum

Ligler başladığından beri, en azından bizim ligler başladığından beri geçen sene ara ara yaptığımız gibi haftasonunun özetini geçelim, eski Salı günlerinin klasiği “haftanın panaroması”nı kendimizce canlandıralım diyoruz ama tuhaf program yüzünden bir türlü olmuyor. Pazartesi maçları, Avrupa maçları derken şimdi de Salı Çarşamba maçları peydah oldu. O yüzden derme çatma programları dert etmeden Pazartesi günleri bu işe ayırmak en iyisi sanırım. Başlığı da “Fritz’in Penceresinden” yapmak için yanıp tutuşuyorum ama diğer arkadaşları utandırmamak için es geçiyorum şimdilik. Hey ho let’s go o zaman.

- Samsunspor maçı için en büyük hayal kırıklığım maçın bir tür “gayrı resmi stad açılışı” olarak görülmesi beklentimin karşılanmaması oldu. Eski yönetimin her şeyi eline yüzüne bulaştırıp “light opening” kavramına sığınarak yangından kaçarcısına yaptığı açılış o günkü rezaletler yaşanmasa bile son derece kötüydü. Bu stat ve taraftar geçmişi unutup yeni sayfa açılırken Aslantepe’nin içselleştirilebilmesi açısından yeni bir merhaba’yı hak ediyordu ama olmadı.

- Melo’nun golünü yüz defa izlememe rağmen hala çözemedim. İlk 50 izleyişimde “kesin çarpıyor rakibe” dedim, sonraki 25’te “yok ya çarpmıyormuş, Allah Allah” diye düşündüm, son 25’teyse “ulan yoksa çarpıyor mu” diye başa döndüm.

- Şimdilik düzelen şeylerin sayısı az gibi görünüyor ama ikinci resmi maçımızda da pozisyon vermedik. Pozisyon vermeden 3 gol yemiş olmamızın neresi iyi bilmiyorum ama ilk aklıma geldiğinde iyi gibi gelmişti. Yok lan iyi işte, Muslera önündeki dörtlüyle daha iyi anlaşmaya başladığında daha da iyi olacak.

- Kazım’ın maç içinde en çok efor ettiği an Melo’nun golünde dans ettikleri andı. Vukuatsız geçirdiği devreden sonra hafiften kabullenmeye başlamıştım Kazım’ı ama iki maçta yine eski hislerim depreşti. Bu tip “ya onu hoş tutmak lazım, kendini verirse büyük topçu” tipinden tiksiniyorum. Fenerbahçe’de 18’e giremeyen adamın bizde banko çıkıyor olmasıysa ziyadesiyle üzücü. Adam doğuştan yedek ama takımda yedeği bile yok. Pıff.

- Tahmin ettiğimiz gibi Selçuk homurdanmaları da başladı. “Takımın yıldızı Selçuk olursa böyle olur”dan başlayan homurlar “Ee Şenol hoca oynatıyordu tabii, verim almayı bilecen” noktasına geliyor. Şenol hocayı severim ama bizde de bayağı bi “Şenol hoca övücü” türedi. Selçuk – Colman ikilisi üç sezon boyunca yan yana oynadılar. Beraber 100’e yakın maça çıktılar. Peki Melo – Selçuk ikilisi? Takımın omurgası bu adamlar ve kabul edin ya da etmeyin en azından devreye kadar kendi maksimumlarına ulaşmalarının imkanı yok. Dilerim bu homurdanmalar Aslantepe’de yavaş yavaş sesli şekilde dillendirilmeye başlanmaz. Takımın kalbi olmasını istediğiniz adama biraz süre vermek zorundasınız, başka yolu yok.

- Mustafa Sarp desem mi? Yok demiyorum. Veya diyorum. Maç öncesi açıklaması ya da el hareketi haklıydı haksızdı girmiyorum. Kendince o hareketi yapmak için nedenleri olabilir, o hareketi yapıyorsa da kafasına çakmağı yemelidir, bunda da problem yok. Ama en azından şu “toplu ıslık” olayını yeniden düşünmeli Galatasaray taraftarı. Takımda en tiksindiğim iki adam olan Balta ve Servet dahil hiçbir oyuncu kendi taraftarı tarafından ıslıklanmamalı. Maç öncesi tribüne çağırma, git havaalanında pankart aç protesto et ama maç oynanırken adamı küçük düşürme. Galatasaray gidenin “oh be kurtuldum” dediği bir takıma dönüşmesin. Öte taraftan bizim topçular da Volkan Demirel ya da Selçuk Şahin rahatlığında da değil ki arkadaş, adamlar yıllarca ne ıslıklar ne küfürler yedi, hala “büyük taraftarımız” diyorlar, bizimkiler hemen eski sevgili triplerine giriyorlar.

-  Gol sevinçleri güzeldi ama. Ümit Davala sırtındaki Taffarel görüntüsü muazzam. Galatasaray budur. Hatırlamamız lazım.

-  4-4-2 fetişinin sonunda bir karşılık bulmasına sevindim. Savunucusu olduğum 4-2-3-1 dahil,4-4-2, 4-3-3 her tür diziliş fetişizmine karşıyım ama mevcut kadro yapısı ve form düzeyinde doğrunun 4-4-2 olduğunun ortaya çıkması hayırlı olur umarım. Geçen sene Hagi’nin bir iki maçın ikinci yarısında denediği 4-4-2 saçmalıktı ve “savunmacı çıkarıp santrafor” alayım fikrinden öteye gitmiyordu ama Terim içi dolu bir plan çerçevesinde bunu uyguladı, karşılığını aldı. Milli takımda merkez santraforu Nihat, merkez orta sahaları Aurelio – Topal olan 4-3-3 nasıl zulümden başka bir şey değildiyse şimdi de sağ içi Sabri, ön üçlünün kenar adamları Riera ve Kazım olan 4-3-3’ün başarılı olma imkanı yok. Dilerim Çarşamba günü Samsun maçında 1-1’den sonraki kadro ve dizilişe yakın bir şeyler görürüz. Tabii bana kalsa Melo – Selçuk’un önüne Yekta – Engin’den birini atıp 4-2-3-1’in güvenli kollarına bırakırım kendimi ama bana kalmıyor, iyi ki de kalmıyor.

-  İlk hafta Samsun’un yabancıları çok ürkütmüştü. Öndeki üçlü ve Fink’in oyunu müthişti Gençler karşısında ama Petkoviç hiç beklemediğimiz kadar geride tuttu takımı. Demek ki Samsun’un iç saha maçlarını izlemek lazım sadece.

- Bu sene Culio ve Stancu yüzünden bol bol Ordu’ya dilenecez sanırım. Metin Diyadin önderliğinde dilenilmeyecek gibi de değiller, stadı, taraftarı, formalarıyla. Yalnız Culio dünyanın en atarlı adamına dönüşmüş. Karabük’e karşı hazırlık maçında izlemiştim ilk, acayip sinirliydi, ligde de öyle devam ediyor. Mis gibi Ordu’dasın, sinirden stresten kurtulmuşsun, deniz – dağ ortamı niye sinire kestin be hafız? Son 10 yılın en büyük kazığı olarak gördüğüm Stancu da futbolcuymuş, onu gördük. Ben ciddi ciddi masör filan sanmaya başlamıştım adamı bizdeyken.

- İlk iki hafta itibariyle Tolunay Kafkas hayal kırıklığı yarattı. Kayseri’de olduğu gibi sisteme alışmayla geçen ilk sezondan sonra ikinci sezon coşmasını beklediğim Antep sıradan bir takım görünümünde. Hele Fenerbahçe karşısında skor 1-1’ken hücumcu çıkarıp savunmacı alması Tolunay’a yakışmadı. Dilerim zaman geçtikçe toparlarlar. Olcan da ikinci yarı Galatasaray futbolcusu olur.

- Skibbe iyi başladı iyi devam ediyor. Bizdeki döneminden iyi bir Türkiye analizi yapmış ve dersler çıkarmış belli ki. Devre arası onlar da bi’ Lincoln hamlesi yapsa çok güzel olur.

- Şaka maka ne özlemişiz topu be. Geçen sene hayata küstükten sonra bütün liglerle aramıza mesafe koymuştuk, şimdi cumartesi pazarlar şenlik oluyor. Hele benim gibi kolpa Galatasaray’lı olup Avrupa’dan da desteklediğiniz takımlar varsa nefis.

- O takımlardan Atletico ilk iki hafta gol atamadan bir puan alabilmişti. Diego, Arda ve Falcao’nun takıma montesiyle önce Celtic’i haftasonu da Santander’i kolay geçtiler. Önce Arda meselesine açıklık getireyim. Sağda solda duyuyorum “Vay be Fritz’e bak, buradayken Arda’yı yerden yere vuruyordu, adam gitti kelime etmiyor. Tam bir işbirlikçiymiş, tam bir Goebells’miş” diye atılıp tutuluyor. Bunu söyleyenlerin hakkı var, Arda Galatasaray’da yerli oyuncuydu ve yerlilerden nefret etmek görevimiz. Atletico’daysa yabancı, yabancı hayranı olarak niye sallayayım di mi? Şaka bir tarafa (ne iğrenç bi kalıp bu) Arda – Galatasaray ilişkisi Arda’nın futbolculuğunun ötesinde iki tarafa da inanılmaz zararlar veren bir ilişkiydi, yürümüyordu ve şık bir şekilde olmasa da bitti. Şansıma o kadar salladığım adam dünyadaki milyon kulüpten tuttuğum başka bi takımı buldu transfer olacak. Ben de başlarda ikilemde kaldım ama Atletico için bir futbolcudan ötesini ifade etmeyen bir Arda’yı sadece oynadığı oyunla değerlendiririm elbet. İspanyolca küfür bilmemne mevzularına girmemem bu sebepten. Hele milli takım haftası uğradığı linç gibi durumlarda da yanında olurum, daha önce benzer durumlarda olduğu gibi.

- Aklıma gelmişken kısaca şu “Galatasaray dışında takım tutmak” mevzusuna da değineyim. Çok sıkıcı ve baygınlık veren bir konu biliyorum ama dönem dönem olduğu gibi yine hortladı bu ara “gerçek Galatasaraylı başka takım tutmaz” saçmalığı. Bu sanırım Galatasaray’ı kendi içinizde nerede konumlandırdığınızla alakalı esasında. Yani Galatasaray “tuttuğum takım”sa sizin için elbette başka takım tutmanız anlamsızdır. Ama Galatasaray bir futbol takımının ötesinde hayatnızın merkezindeki şeylerden biriyse anne babanız, sevgiliniz, eşiniz, dostlarınız, vs gibi başka takım tutmanın anlamsız bir tarafı yoktur. Yani Galatasaray tuttuğum takım filan değil benim için, günlük hayatımın parçalarından biri. Atletico’ysa sadece desteklediğim, kazanınca sevindiğim kaybedince üzüldüğüm ama onun ötesinde direkt bir ilişkide olmadığım bir futbol takımı sadece. İşi ajitasyona döküp gerçek Galatasaraylılığa getiren de mastürbatördür ancak. Ne biçim bitti lan cümle.

-  Bu sene hiç utanmadan sıkılmadan başka bir takım daha tutmaya başladım. İsmi, oynadıkları futbol, kökenleri, stadları, stadlarının ismi derken çok bariz bir hedef olan Swansea City kalbimi çalmayı başardı. Eskiden olsa bu kadar bariz bir hedeften cool olmak adına uzak dururdum ama bir bakmışım sürekli Swansea hakkında şeyler okuyup izlemeye başlamışım. Tabii takımı desteklemeye başladık, ilk dört hafta gol bile atamadılar. Bu mühimdi çünkü Premier League’de oynayan ilk Galler takımı olarak önemliydi ilk gol. Sonunda bu hafta sonu Roy Hodgson’ın WBA’sını üçlediler de rahatladık. İlk gol beklentisi dışında da üzgün bir topluluk vardı Liberty stadında. Galler’deki maden kazasında ölen dört işçi, teknik direktör Brendan Rodgers’ın babasının ölümü ve 5 yaşındaki Swansea’li bir çocuğun hafta içi hayatını kaybetmesi sonrası saygı duruşuyla başladı maç. Şükür ki ilk goller geldi de tarihe tanıklık ettik.

- Blackburn – Arsenal maçı haftanın en güzel maçıydı. Enteresan olan rezil ikinci yarıya rağmen ilk yarıda son yıllardaki en güzel futbolunu oynadı Arsenal. Roberto Carlos’un Fenerbahçe performansına benzer şekilde Andre Santos yüzünden golü yediler ama hemen karşılık verdiler. Ne olduysa ikinci yarı oldu. Yine Andre Santos hakemi yanılttı, ofsayt golle geriye düşüp toparlayamadılar. İki takım da ya herro ya merro maçına çıkmıştı, nefis maç oldu. Blackburn’den Kanadalı David Hoilett’ı yazdık bir kenara. Bu sene dikkatle izleyeceğim adamlardan biri olacak.

- Arsenal de bütün sıkıntılara rağmen toparlanacaktır. Hala Liverpool’dan daha iyi bir kadroya sahipler, özgüven problemi çözülürse 4.lük için Tottenham’la yarışırlar gibi. Tottenham demişken Liverpool maçı da haftasonunun iyi maçlarındandı, ilk yarısı da beklentileri karşıladı. Tottenham Modriç’in kontratını uzatmaya uğraşıyor, Modriç büyük kontrat kapmak için böyle oynamaya devam eder ve Van Der Vaart geçen seneki formunu bulursa ŞL kontenjanının en büyük adayı konumundalar bana göre. 4.lük için Arsenal – Tottenham kapışması da nefis olur.

- Blackburn – Arsenal gibi Inter – Roma maçı da takımların durumu itibariyle çok şey vaat ediyordu ama başladığı gibi bitti. Yine de zevkli maçtı. Hocasının futbolcusunun “hasiktir bunu da kaybetmeyek” diye çırpıştığı, gerilimi yüksek maç her zaman iyidir aga.

- Yalnız sıkışık program çok can yakıyor. Pazar bir tek Spurs – Liverpool izleyebildik ferah ferah. Manu – Chelsea, Atletico, Galatasaray maçları bi telaşa geldi. Fulham’ın City karşısındaki geri dönüşü de kaçtı haliyle. Neyse, en büyük derdimiz bu olsun.

- Üstünden zaman geçince kaynadı ama Trabzon’a da tebrikler. Kesinlikle dönüyor bir şeyler;

 

-  Son olarak geçen hafta içinde okuduğum güzel bir iki yazıya link vereyim, ilgilisi göz atar;

Chelsea’deki geçiş dönemi ve Andre Villas-Boas

Sahi bi Fernando Torres vardı?

Gasperini ve taktik – diziliş –sistem

“Happy Together” Taraftar olmak üzerine nefis bir makale

Joey Barton vs. Karl Henry

 

"Notlar" yazısına 2 Yorum yapılmış.
Himmet yazmış bi'şeyler:

Baştan sona doyurucu, enfes bir çalışma olmuş. Güzel paylaşım, emeğine sağlık, + rep.

4-2-3-1′i Selçuk-Melo-Kazım-Elmander-Riera-Baros şeklinde oynasak olur mu dersin? Daha bir 4-4-1-1 tadı yakalıyor bu diziliş sanki ama Elmander geriden gelerek çok faydalı olabilir sanki. Elbette kendisi bir 10 numara değil tabi….

Saygılar.

Fritz Fassbender yazmış bi'şeyler:

teşekkürler. elmander o görev de dahil her işi vasatın üzerinde yapacak bi adam, aldığı verdiği belli ama bütün “elmander golcü değil” algısına rağmen kaleye ne kadar yakın oynatırsak o kadar iyi bence. baros’la orta sahanın arasında köprü olmasındansa baros’un yanında oynamasını tercih ederim çünkü birisinin rakip stoperlerle boğuşması gerekiyor. hatta iki stoper iki ön libero, rakip göbeğini rahatsız eden tek adamımız yok. o açıdan baros’u kazanacaksak elmander’in ona pas atmasından çok fiziksel yükünü azaltmasına ihtiyacımız var sanki. ama beraber başlarlarsa bi maça 4-4-2, 4-4-1-1 sürekli dönüşecektir zaten diziliş maç içinde. her türlü aynı anda sahada olmaları lazım bir süre sanırım.

BU YAZIDA YER ALAN TÜM İÇERİK GERÇEK ŞAHISLARDAN BAĞIMSIZ OLUP YAZARIN TAMAMEN KENDİ HAYAL ÜRÜNÜDÜR. HER YAZI YALNIZCA YAZI SAHİBİ YAZARIN KENDİSİNİ BAĞLAR
Yorum yap



yorum

Okuduğunu anlamayanların yorum yapması yasaktır!

Sorosçu Aslanlar ® · Copyright © 2010 · Tübilmer · RSS2 · RSS · Atom · RDF
Kayıt Ol · Şifre Neydi?
Zamanlama çok açısından manidar
Eylül 2011
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu   Eki »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  
Ne dediler? UNUTULMAYANLAR KÖŞESİ
SON DERECE FAYDALI BLOGLAR SABRİ REYİZ Atsızcı Aslanlar Eski Tribüncüler