Türkiye’de sadece Galatasaray’a odaklanıp, takımın eski şaşalı günlerine ” modern zaman futbolu ” oynayarak ulaşması için eksiklikleri tespit etmekten ve bu eksikliklerin giderilmesi için izlenmesi gereken yolları anlatmaktan vazgeçtim. Türk zihniyetinin; başarılı olanın ayağını kaydırmak üzerine kurulu olduğunu düşününce olayı Galatasaray kulübünün sınırlarının dışına taşımak icab etti.
Her ne kadar böyle söylesem de; benim sunduğum projelerin başlatıcısı ve devam ettiricisi olarak bu ülkede yer alan tek kulüp Galatasaray. O yüzden de fikirler ve projeler Galatasaray üzerinden şekilleniyor her daim. Mesela yetenek/verim analizi yapabilecek bir analist görevlendirme fikriyatı ve uygulamaya geçirilmesi, bu ülkede sadece Galatasaray gibi bir kulübün vizyon sınırları içerisinde. Altyapısıyla, genç yeteneklere verdiği önem ile ve en önemlisi de ” Galatasaray’a gidersem öyle veya böyle bir şekilde kadroda yer alırım ” algısını yaratmasıyla futbolcular üzerinde olumlu yönde bir psikolojik etki yaratmakta. Yani futbolcu öğüten bir kulüp olmadı bugüne kadar Galatasaray. O yüzden hala bir çok futbolcunun can-ı gönülden formasını giymek istediği takım.
Velhasılkelam; bu yetenek/verim analizi konusunda üç beş bir şeyler çiziktirmek icab ediyor. 11-12 yaşından başlayan ve 19-20 yaşına kadar devam eden bir altyapı eğitiminden sonra a takım futbolcusu olarak sahne alan birey, geçirdiği 8-9 senelik futbol eğitiminde nasıl şekilleniyor, nasıl yoğruluyor, nasıl motive ediliyor bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey; bu ülkede topa vurmayı bilen adamı forvet oynatmaları veya fizikli olan adamı defans yapmaları. Kaleciyi nasıl seçtiklerini ne siz sorun ne de ben söyleyeyim, tam bir komedi.
Bu zihniyet süregittiği takdirde yetişen futbolculardan zerre kadar verim alınamayacak. Bu duruma maruz kalanların ise karanlık birer gelecekleri ya da en iyi ihtimalle Boluspor kariyerleri falan olacak. Sağ ayaklı adam sağ açık ya da sağ bek oynar diye bir kaide yoktur. Tüm olay o adamın kendisini zihninde sağ bek ya da sağ açık olarak şekillendirmesidir. Bu olay, diğer tüm mevkiler için de geçerlidir. İşte bu noktada insan psikolojisinden bilimsel olarak zerre anlamayan antrenörler, futbolcuların mevkileri konusunda yanlış seçimler yaparak ve o seçimlerinin doğru olduğunu düşünerek, futbolcuyu o mevkiye göre hazırlamaya çalışıyorlar. Dünyanın en tehlikeli insanı; yanlış bildiği şeyin doğru olduğunu düşünen insandır ve bu tür insanlardan Türk Futbolu içinde çokça var. Neyse ki benim gibiler de var bu ülkede. O yüzden ümidim var.
Kulübün bu noktada yapması gereken tek şey; altyapıya lafta değil, icraatte değer verdiğini göstermek adına bilimsel olarak yetenek/verim analizi yapabilecek analistler ile protokol yapmaktır. Öyle karpuz seçer gibi mevkiye adam seçen antrenörlerle değil, bu işi tamamen bilimsel veriler ve bireyin futbola dair psikolojik eğilimlerinden sentez üreten profesyonellerle yapmaktır.
Sevdiğim bir abimiz anlatmıştı. Zinedine Zidane; rakipten dönen topun en çok hangi bölgede savunmasız kaldığını öğrenmek için bilim adamlarından bir araştırma yapmalarını istiyor. Araştırma sonucunda da ortaya 17. Bölge diye bir kavram çıkıyor. Zidane’a diyorlar ki; topun rakipten döndüğü esnada en savunmasız kaldığı bölge, genel olarak 17. Bölge diye adlandırdığımı ceza sahası dışının tam sol olmayan çaprazıdır. Zidane bu bilgiyi edindikten sonra o takım hücumdayken, o bölgede daha çok gezinmeye başlıyor. Bu sayede de topları rahatlıkla alıp, takımın tekrar etkili şekilde hücum etmesine ön ayak oluyor. Bu araştırma İspanya Ligi baz alınarak yapılmış, Türkiye Ligi için aynı sonucu vermez haliyle ama bir pay çıkarılabilir değil mi?
