21 Kasım 2010 · Fritz Fassbender · 5 yorum

En yakın iki arkadaşımdan biri fanatik Fenerbahçeli (öbürü de Karabüksporlu. Şimdiye kadar beraber yaşadığım üç ev arkadaşım da Fenerliydi ve genelde Fenerli cins-i latiflere aşık olurum). Hatta en son Sami Yen’deki Antep maçına beraber gitmiştik de “ayağa kalkmayan fenerli olsun” tezahüratı başladığında ayakta olduğu için oturmak zorunda kalmıştı. Kendisinin takımıyla enteresan bi ilişkisi vardır. Fener maçını kazanırsa hafta boyu futbol konuşur, lafa dönüp dolaştırıp oraya getirir. Ama kaybetmişlerse “futbolu bıraktım, ilgilenmiyorum artık” der. Bu sefer ben dönüp dolaştırıp Aykut Kocaman‘dan, Rijkaard‘dan lafı açmaya çalışırım, kelime etmez. Hakkaten bir dahaki maça kadar futbolla bütün ilişkisini koparır.

Bu geçici, reaksiyonel bi tepki elbet. Bir de bunun çeşitli etkenlerle uzun sürelere yayılan halleri var taraftarlıkta. Takımın uzun süreli kötü hali, kötü yönetimler, kulubün köklerinden uzaklaşması, sevmediğin adamların takıma dolması, vs. Bi insanın takımıyla kurduğu ilişkinin zayıflaması gayet anlaşılabilir, insani bir durum. Ben en son bu yabancılaşmayı Fatih Terim döneminin ikinci sezonun başında, henüz başarısızlıklar ortada yokken Turgay Kıran tarzı adamlar yüzünden tiksindiğim Canaydın döneminde yaşamış ve hala nasıl becerdiğimi bilmeden bir sezon boyunca Galatasaray maçı izlememiş, gazete okumamıştım. Zaten o dönem bahsettiğim arkadaşımla bi Şekerspor macerası yaşamıştık, ki GsSözlük’te yazmıştım.

Şimdi de yılların getirdikleriyle takıma soğumuş, Galatasaray üzerine iki çift lafın belini kırmak istemediğim bi dönemdeyim. “Takım başarısız olunca kaçılır mı, sevinmek için mi sevdiniz” diyenler çıkacaktır ama bu soğukluğun sportif başarıdan öte sebepleri olduğunu anlamak için alim olmaya gerek yok. Ayrıca evet amına koyim, sevinmek için sevdik, sevgimin hesabını sana mı verecem? Neyse. Sahaya baktığımda gördüğüm oyuncu grubu ruhumu çürütüyor. Reyiz dışında aidiyet kurabildiğim tek bir Galatasaray futbolcusu yok sahada. Kenara bakıyorum, daha gelmeden önce tahmin ettiğimiz gibi Hagi‘nin Galatasaray’daki varlığı sadece onu gözümüzde küçültmeye yarar. Henüz ne kadar kötü bir teknik direktör olursa olsun Hagi’ye “ya sen napıyon” bile diyecek kıvama gelmedik çok şükür, o yüzden Bülent gibi o da nöbeti devredene kadar uzak durmak bu yüzden daha mantıklı. Yönetim rezaletindense bahsetmiyorum.

Tabii işin bir de puan tarafı var. Ne kadar takım ne olursa olsun yanındayım diye diretsen bile puan tablosuna bakınca insanın eskisi gibi “haftasonu gelse de maçımızı izlesek” diye heyecan yapmasının imkanı yok. O yüzden amme hizmeti yaparak içinde bulunduğumuz ruh haline uygun bi “ne yapmalı – ne yapmamalı” yazısı yazmayı uygun gördüm, Beşiktaşlı ve Fenerli arkadaşlar da faydalanabilirler.

1- Nostaljiden uzak duralım. Bu dönemlerde yapılan en büyük hata “ah ulan Skibbe kovulmayacaktı ki ” diye içlenip Olympiakos veya Gençlerbirliği maçının vidyosunu youtube’dan filan izlemektir. Eski büyük zaferlerden bahsetmiyorum bile. Nostalji acıyı arttırır.

2- Ligden bir takımı daha destekleyelim. Bizim gibi kaotik takımlar yerine aldığı – verdiği belli olan takımlardan birini desteklemek lige uzak kalmamayı sağlayabilir. Bunun için sevdiğiniz bi hocanın ya da oyuncunun olduğu takım seçilebilir. Sezon öncesi Tolunay’ı sevdiğim için Antep’i desteklemeye karar vermiştim mesela ama o kadar boktan oynuyorlar ki Ersen Martin’e rağmen Kasımpaşa‘ya geçiş yaptım. Şimdi ligden keyif almamı Paşa’nın ligde kalma mücadelesi sağlayacak. Çok etkili, özellikle tavsiye ederim.

3- Dünya futboluyla yakınlaşalım. Fransa ve Almanya bunun için biçilmiş kaftan. Bu liglerden yine 2. maddedekine benzer bi şekilde desteklenecek takım bulup yerellikten kurtulunabilir. Fransa’da Hasan Kabze efektiyle Montpellier, Almanya’da malum nedenlerle Mainz ve Dortmund olağan şüpheliler. Ama Dortmundu da sevmeme rağmen eskiden beri bölgenin mavi tarafına sempati beslediğimden ben Schalke tarafındayım. Onlar da çok boktan durumda mınakoyim, şansa bak.

4- Çok sevdiğimiz bi futbolcunun hayatını okuyalım. Videolarını izleyelim. Ben bunu dünyanın en şahane topçusu Bergkamp’la yapıyorum, numune olması açısından bi vidyosunu ekliyorum.

Şiir Gibi Topçu

5- Sinema sanatıyla yakınlaşalım. Bi maç kaç dakka? Ortalama 110. Bi film kaç dakka? Ortalama 90 – 120. Atıyorum Galatasaray – Konyaspor maçının vadettiği, korku, gerilim, dehşet ve acının kralını ortalama bi Hollywood filminde bulabiliriz. Maç başlarken film izlemeye başlarsak hem kafamız rahat olur hem de haftaiçi karşı cinse anlatacak iki çift şeyimiz olur. Win – Win. Aynı şekilde Galatasaray maçı izleyeceğimiz sürelerde dizilere sararak geri kaldığımız dizileri izleyebilir, hafta içi Melis “The Big C çok hoş, Laura Linney’e bayılıyorum” dediğinde mal mal bakıp “Emenike ne yazdı ama ha zhehe” diye cevap vermeyiz.

6- Edebiyatı unutmayalım. Futboldan uzak kalmak zihne faydalı olabilir. Misal dün İdefix’te Truman Capote seti aldım, 7 kitap 55 milyon. Soygun resmen. Çok entelektüel olduğumdan değil “o fiyata 7 tane defter alamıyorsun” diye düşünerek aldım hem de. Maç izleyeceğim yerde onları okursam belki beyne biraz kültür girer. Yaşayan en büyük Türk çizer Umut Sarıkaya da ilk albümünü çıkardı. Okuyan kara geçer.

7- Stada gidelim. Şunu anladım ki takım kötüyse kaybedilen maçların acısı staddayken daha katlanılır oluyor. Mesela Atletico maçını evimde izleseydim o mutsuzlukla gözüme uyku girmez, sonra da bir iki gün uyanmaz ve internete girip öfke saçabilirdim. Ama stadda olduğum için eş dostla o acıyı paylaşıp, eve dönene kadar yollarda harap olup ve nihayetinde 10 milyonluk midye alacak kıvama geldikten sonra ne Caner kaldı insanın aklında ne bişey. Stad her acının çözümü.

8- Acıdan zevk çıkarmasını öğrenelim. Buyrun şahane bi test hepimize. Zırt pırt “yeri geldi 14 sene bekledik diyoruz”. Yiyorsa şimdi gösterelim bunu yeniden. Takıma soğuyalım ama kulübe soğumayalım. Takımdan soğusak bile o stadda insan ıslıklamayı bırakalım, yiyorsa. Galatasaray tarihinde en tiksindiğim adamların başında Balta gelir ama o bile haketmiyor ıslıkları. Saha içi performansından bahsediyorum tabii. Yoksa menajeri çıkıp “daha çok para veren yok o yüzden kaldı servet ehehe” diyen bi Servet gün aşırı ıslıklanmalı (geçen hafta eski açıkta ben Servet’e söverken “abi sen ne istiyon bu adamdan ya” diyen uzaylı kardeşime de selam olsun). Kovulana kadar küfür yemeli o tribünlerden ama kötü futbolcu olduğu için değil, sahada yaptığı hatalar yüzünden değil. Attığı pas yerini bulmayan adamı ıslıklamak nedir lan?

Neyse, sonuç olarak Galatasaray bu. 3 senedir kötü. Bi 3 sene daha kötü olabilir. Sonrasında bi 10 sene gelir yine tarih yazar. O yüzden soğukluğu donmaya çevirmeyelim, şu karaktersiz oyuncu grubundan kurtulana kadar öfkemizi üzerlerinden eksik etmeyelim.

"Ligden Kopanlar İçin Hayatta Kalma Rehberi" yazısına 5 Yorum yapılmış.
haz etmem rapidden yazmış bi'şeyler:

haha efsane yazı aq. :D :D

şen şef yazmış bi'şeyler:

Diğerleri de değerli öneriler ama stada gitme kısmına özellikle katılıyorum. Hele artık gelmeyeceğini düşündüğüm bir seyirci profilinin de yokluğunda yeşili canlı görmek candır. Islık ve yuhalama meselesi de aynen…

Eline sağlık süper yazı

Fritz Fassbender yazmış bi'şeyler:

teşekkürler. bi de unuttum ekliyim;

9- semtimizin ilçemizin takımına alaka gösterelim. her haftasonu “bugün stada gidek, amatöre düşen takımımızı izleyek” desek de bi türlü beceremiyoruz ama bi yerden başlamak lazım. iyi gelebilir.

Sherlock Holmes yazmış bi'şeyler:

son zamanlarda okuduğum en fevkalade bir bakış açısına sahip yazıydı. Tuttuğunuz takım Galatasaray ise ve o hafta oynadığı maçı kaybetmiş ise sağda solda bir sürü ürüme sesleri başgösterdiğinden yazılı ve görsel basından uzak kalmaya çalışıyoruz fakat bugüne kadar bu süre zarfında yani uzak kalırken ne yapmalıyım sorusunu kendime hiç sormamıştım. Harikülade bir alternatif yumağı ile karşıma çıkan bu yazı için yazarına sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

Ersin Özbükey yazmış bi'şeyler:

Hımmm güzel öneriler.Bundesliga’dan Franfurt ve Dortmund’un maçları takip edilebilir.Bu takımların maçları oldukça keyifli geçiyor.
Özellikle Skibbe’nin Frankfurt’unun Avrupa kupalarına katılma mücadelesini izlemek oldukça keyifli.Skibbe neredeyse bedavaya Alman liginin Serdar Özkan’larını toplayarak mükemmel bir takım yarattı.Futbol kariyerinin dibindeki adamlar Skibbe sayesinde kendilerini buldular.Gerçekten çok yetenekli bir teknik direktör.
Franfurt’un maçlarını takip edecek olanlar Skibbe’nin Galatasaray’dan gönderilme biçimini kendilerine hatırlatırsa Galatasaray’ı destekliyormuş gibi fanatikleşebilirler.Bu da Galatasaray’ı bir süreliğine unutmalarını sağlar.

Alfredo di Stefano’nun hayatı oldukça ilginçtir.Maradona onun için benden daha iyi demişti.

Yorum yap



Okuduğunu anlamayanların yorum yapması yasaktır!

Sorosçu Aslanlar ® · Copyright © 2010 · Tübilmer · RSS2 · RSS · Atom · RDF
Kayıt Ol · Şifre Neydi?
Zamanlama çok açısından manidar
Kasım 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki   Ara »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930